Volkswagen, Made in Europe krizi sırasında Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldı

Avrupa Birliği, otomotiv sektörünü korumak ve Çin ile olan rekabette bir savunma mekanizması oluşturmak için geliştirdiği “Made in Europe” planının zorluklarıyla karşı karşıya kalırken, Avrupa’nın önde gelen üreticilerinden Volkswagen’den Türkiye’ye yönelik dikkat çekici bir adım geldi. Türkiye’nin Avrupa’daki yeni korumacı sanayi politikalarından etkilenme riskiyle mücadele ettiği bu zor dönem boyunca, Doğuş Otomotiv (DOAS) ve Volkswagen Grubu, Türkiye’de binek otomobil üretimi için bir niyet mektubu imzaladı.

VOLKSWAGEN’DEN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ ADIM

Doğuş Otomotiv’in 30 Ekim 2026 tarihinde Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamaya göre, Volkswagen markalı binek araçların Türkiye’de üretilmesine yönelik olasılıkları değerlendirmek amacıyla taraflar arasında resmi bir niyet mektubu imzalandı.

Yatırımın boyutu, üretim takvimi veya hangi modellerin üretileceği gibi ayrıntılar henüz kesinleşmemiş olsa da, atılan bu adım sektörde önemli bir etki yarattı. Şirketin net satışlarının yüzde 40,35’ini ve ticari borç/alacak durumunun ise yüzde 52,12’sini oluşturan Volkswagen Grubu ile yapılan görüşmelerin ana hedefi; Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uyumlu ürünler sunmak ve Türk otomotiv sektörünün gelişimine katkıda bulunmak olarak belirtildi.

‘MADE IN EUROPE’ ÇIKMAZI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Volkswagen’in Türkiye’ye yönelik bu üretim değerlendirmesi, zamanlama açısından son derece kritik. Çünkü Avrupa, son aylarda Fransa ve Almanya’nın öncülüğünde şekillenen ve otomotiv endüstrisinin geleceğini belirleyecek olan “Made in Europe” (Sanayi Hızlandırma Yasası – IAA) planını tartışıyor.

Bu plan basit bir teşvik paketinin çok ötesinde; Avrupa otomotiv pazarının hayatta kalma stratejisi olarak değerlendiriliyor. Yeni nesil elektrikli araçların geliştirilmesi, CO2 emisyonlarının düşürülmesi ve en önemlisi kamu ihaleleri ile devlet teşviklerinin yalnızca Avrupa’da üretim yapan firmalara yönlendirilmesini amaçlıyor. 2027 başlarında yürürlüğe girmesi beklenen düzenleme, otomobillerin AB sınırları içinde monte edilmesini zorunlu kılarak dışarıdaki üreticileri Avrupa pazarında büyük bir dezavantajla karşı karşıya bırakıyor.

TÜRKİYE’NİN GÜMRÜK BİRLİĞİ MÜCADELESİ VE ÇİN ENDİŞESİ

Avrupa’nın bu içe kapanmacı politikası, ihracatının yüzde 70’inden fazlasını AB’ye yapan ve Avrupa ile yıllık 54 milyar avroluk devasa bir otomotiv ticaret hacmine sahip olan Türkiye’yi doğrudan tehdit ediyor. İngiltere ve Japonya gibi ülkelerle birlikte plana dahil olma mücadelesi veren Ankara, 30 yılı aşkın süredir devam eden Gümrük Birliği entegrasyonu sebebiyle Türkiye’nin “eşit bir ortak” olarak sisteme dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.

Ancak Avrupa cephesinde, Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’yi Avrupa pazarına giriş için bir “arka kapı” olarak kullanabileceği yönünde endişeler mevcut. Sektör temsilcileri ise Çin’in Avrupa’daki doğrudan yatırımlarının Türkiye’dekinin 38 kat daha fazla olduğunu belirterek bu iddiaları çürütmeye çalışıyor.

KORUMACILIK DUVARINA KARŞI ORGANİK BAĞ

Avrupa’daki “Made in Europe” karmaşası; çimento, demir-çelik ve kimya gibi diğer sektörlere de sıçrama riski taşırken, Volkswagen’in Doğuş Otomotiv ile masaya oturması bürokratik engellere ve siyasi korumacılığa rağmen Türkiye ile Avrupa otomotiv sanayisi arasındaki organik ve ekonomik bağların gücünü gözler önüne seriyor. Sektör uzmanlarına göre; kesinleşmiş bir yatırım kararı olmamakla birlikte bu niyet mektubu, Avrupa’nın büyük üreticilerinin Türkiye’nin üretim kapasitesinden ve stratejik konumundan vazgeçmek istemediğinin en açık kanıtıdır.